suerdas

hayal-i gerçek

In şiir on 24/01/2010 at 18:49

nedir bu sabah uyandıran, akşam uyutmayan?

nedir kanımı karıncalandırıp, içimi gıcıklatan?

aklımın labirentlerinin kalkıyor duvarları

gözlerim yeniden görmeye başladı mavi semaları

hayalerdeyim dedim…  hayalimin batısından battı beden…

o anda yükseldi doğudan güneşim,

ışkla doldu, altın oldu..

şelaleydi baştacı, şimdi tersine akan nehir oldu…

gözlerim yaklaştı sanki birbirine

gördüğüm önce iki, sonra bir oldu..

mavi gökkubbeye asılı tupturuncu tüller vardı

bir rüzgar esti güneyden

yüreğim turuncularla beraber havalandı…

sayfalar boşaldı, kalemler traşlandı

nefesi çektim içime

ağzımdan kelimeler havalandı…

bir an sonra deli bir şimşek çaktı

ardından akıllara durgunluk vermeyen o sağanak başladı

saatler ardından, gökkuşağı ile uyandı sabah

artık ruhla beden sarmaş dolaştı…

bir sağa bir sola sallandı koca çınarlar

saçları rüzgardan darmadağandı

hayal bile edilemez dedikleri

artık dünün masallarıydı…

24 Ocak 2010

erenköy

delidir leyla’m benim…

In içe dökümler on 24/01/2010 at 16:54

Delidir Leyla’m benim.. Deli eder, akıllıya sual sordurur da yanıtlamaz Leyla’m benim… Mevla’ma gitmekteyken akıl diye kafamın içerisinde dolandirdigim bu muhterem, bir arkaya iki öne bakar da şaşı eder beni… Dört yöne, dört ayrı tütsü yakar, yeryüzünden gök kubbeye seyire dalarım alemi… Layla’yla yükselir sanar iken kendimi, unutur Mecnun olduğumu, “Aşk” uğruna “Işk”ta kaybolurum…

Adlarımdan biri de anlayıştır benim… Anladığımdan değil de, bu amaca gayretimdendir lakabım… Ah benim nice isimle taçlandırılmış, içi boş “la” kaplarım…

Rüzgar gibi aktığımı söyler kimleri bu hayatta… Yön beğenmezmişim diye anlatırlar dağlar arasında… Bilmezler oysa ki dokunmak istediğimdendir bunca merakım… Onu biraz olsun anlayabilmek için elimi sürmezsem her yere, öpmezsem dudaklarını, koklamazsam lotus çiçeğinin yapraklarını, acıtmazsa gözlerimi doğan güneş, nasıl bulayım yol’umu .?.. Söyleyin bana var mı Leyla’yı tanımaktan güzeli bu cihanda…!

Alimler yakmışlar sönmez alevlerini Hu Dağlarında… Bir ney çalarlar, kalbimi yaradana yeniden bağlarlar… Kapar dünyevi gözlerimi, yüzmeye başlarım hayaller diyarında… Bu defa altı ayrı yöne yakar tütsülerimi, tam orta yerine otururum… Duman olurum, incecik tüten.. Yok olurum, varlığımını katıp sana, kaybolurum…

Varsın “Yok” bilsinler beni… Ham desinler, içim boş bilsinler… Boş dedikleri bir kapıdır, bir perdedir asıl “Var”lığa açılan… Bilinir o boşlukta ne pınarlar akar, ne deliler dans eder aklın prangaları olmayınca… Özgürlük! Yaradandır öteki adı.. Ben biri, sen diğeri.. Havadaki tütsü dumanı… Boş ama dertli, kuru sazın içinden süzülen ney’in buğulu hüznü… İçimi kaplar puslu bir sancı… oturur dibine seyre dalarım, gök yüzüne doğru yükselen yaşlı kardeşim karağacı…

Dön sen de dolap, Yunus’a görünen dertli dolap! Ben ayıp nedir bilmez içi boş bir deli, söylerim gönlümden geçenleri…

erenköy
16.01.2010

melankoli

In içe dökümler on 19/11/2009 at 03:12

geceler oldu gündüzüm…  saat güneşin doğmasına az var…  döner durur zaman bomboş bir karanlıkta…  bir kaşık kadar gerçek hayat…  ve politika kadar yalan…  ne doğru ne yanlış, neden birbirine karışır anlamam…  neden bir tek gerçek yok? neden kaderini çizmek zorunda insan?

duygulardan arınmak mı lazım kusursuz olmak için? en büyük kusur değil miydi ya hu duygusuzluk?

sonu geliyor bir şeylerin..  sonu geliyor yalandan kendi etrafında dönmelerin…  bir yere varmayan göndermelerin..  sözlerin…  senin..  benim…  akışına bırakamaz oldum hayatı…  boynuma dolanmış durur gibi, bazen sinsi bir yılan bazense yavru bir kedi gibi…  ne diyorlar? yavru kedi de sensin..  sinsi yılan da…  benim kim olduğumu neden hep başkaları söyler bana? ve neden dinlemezler ben onlara beni anlattığımda?

saat 3:02:23 imiş..  londra saatiymiş…  23′ler iki saat geride kalmış..  ve üçler…  ve ikiler…  türkiye birlerle tek başına kalmış…  mutsuz ruhlar pervane, geçmişlerinden bir haber dolanırlar sokaklarda…  atilla ilhan’ın sisler bulvarında…

eskiye karışmış yeniler…  beni anlayan korkarım sadece deliler…  tımarhane olmuş kafam…  tımar edilebilinemez o asi kafam..  kendinle savaşan…  kendinin düşmanı bu bozuk kafam…  kalınca bir kitabın ortasındayken daha, kapanıverdi sayfam…  kaldığım yeri bulamıyorum…  koskoca bir kafanın içerisinde yapayalnızım…  arıyorum arıyorum…  ama ne beni  bulabiliyorum…  ne de izimi sürebiliyorum…

19.11.2009

erenköy